Mavili koylara çıkan tarihi yollar

Denizin içindeki Phaselis Antik Kenti kalıntılarının üzerinden yüzerek kumsala çıktık. Çam ağaçlarının gölgelediği, etrafı harabelerle dolu antik yoldan, tarihin sırlarla dolu atmosferini hissederek yürüdük. Yolun sonunda bir sürpriz bekliyordu; mavilikler içinde bir koy daha!..
Tekneyle Phaselis’e doğru yol alırken, bir yandan hafif hafif dalgalanan Akdeniz’i, bir yandan sırtını Olimpos (Tahtalı) dağına yaslamış Kemer ve Çamyuva sahillerini, yolumuzun üstüne çıkıveren minik koyları seyrediyoruz. Karadan ve denizden gidilebilen bu antik kent, Antalya’ya 58 kilometre, Kemer’e 15 kilometre mesafede.
Uzaklardan yalçın tepeleriyle heybetli görünen Bey Dağlarına bakarken, çevresi çam-sedir-sandal ağacı-makilerle dolu tepeciklerle kuşatılmış koya giriyoruz. Demirleyen tekneden Phaselis’in lacivertli mavili ışıl ışıl denizine atıyor kendini herkes. Koyu çepeçevre ince bir şerit gibi saran kumsala ayak basıyoruz ve iğneli yapraklarını-kozalaklarını denize doğru sarkıtmış çamların altından geçerek antik kentin sokaklarına dalıyoruz.
GÜL PARFÜMÜ KOKAN LİKYALI KADINLAR
Rehberimiz Tolga Bey, Hadrianus Kapısı’nı anlatırken, ben adeta o çağa ışınlanıyorum. Başındaki defne yapraklarından yapılmış tacın altından görünen kıvırcık saçları, kemerli burnu ve sert bakışlarıyla Roma İmparatoru Hadrianus’un, iri kıyım gövdesiyle, üstündeki sarılmış sarmalanmış elbisesini savurarak, kemerli kapıdan girerek yürüdüğünü görür gibi oluyorum. Bu heykellerle süslü sokakta, uçuşan elbiseler giymiş gül parfümü kokan hoş kadınlar, dükkanlara girip-çıkıyor.“ Tiyatro kısmına geldik” sesiyle kendime geliyorum. Tiyatro, mitolojide tanrıların yeri olarak anlatılan Olympos (Tahtalı) dağını tam karşıdan görecek şekilde yapılmış. Orada tanrılar oturmuş mu bilinmez ama, tepesinde bulutlar gezen dağ çok etkileyici.
Caddeden ilerleyerek, antik çağda askeri liman olarak kullanılan başka bir koya ulaşıyoruz. Tarihle iç içe, yüzen-güneşlenen-balık tutan tatilciler var. Tepelerin başlarındaki ve kıyıdaki çam ağaçları denizi seyrediyor. Bu görünüm bana Cevat Çapan’ın şu dizelerini çağrıştırıyor;

Dağın eteklerinde orman,
Çam, sedir, ulu çınarlar,
Birbirini seyrediyor aynasında denizin,
Çamlar pürleriyle suskun,
Sedirlerin gözleri uzakta,
“Ölünceye kadar seninim,” diyor denize
Kendi gölgesinde yanan bir çınar..

Bu koyun arka kısmında kıyısı harabelerle dolu küçük bir koy ve denize doğru dizi dizi uzayıp giden su kemerleri gözümüze çarpıyor. Deniz-orman-tarih ahengini fotoğraflamak için çalışırken, oltayı denize atmış bir tatilci ve kızının, balık yakalama keyfinin objektifime takılması çok hoşuma gidiyor.
ZENGİN LİKYA KENTİ PHASELİS
690 yılında Rodoslular tarafından kurulmuş, ticarette ve denizcilikte başarılı Phaselis, yaban gülünden yapılan parfümü ile ün yapmış. Bu zengin Likya Kenti, tarih boyunca Perslerin, Mısırlıların, Romalıların ve Arapların hakimiyeti altına girmiş. Kentin bugünkü kalıntıları, Roma ve Bizans dönemine ait. Phaselis’e hizmette bulunan Roma İmparatoru Hadrianus’un adına yapılan anıtsal kemerli kapı, agora ve heykellerin kalıntılarını görmek mümkün. Yarımada üzerine kurulmuş kentte üç liman bulunuyor. Kuzey ve Güney limanları birbirine, 125 metre uzunluğunda ve 25 metre genişliğinde bir caddeyle bağlanmış. Kenarları heykellerle süslenmiş taş yolun iki yanına, agora, gymnasium, hamam ve dükkanlar sıralanmış. Kanalizasyon ve drenaj sistemi de bulunan bu gelişmiş kentte, su kemerleri ve sur kalıntıları da dikkati çekiyor. Caddeden taş merdivenlerle çıkılan tiyatro, yarımadanın en yüksek tepesine kurulmuş.

Yorumlar

Yorumlarinizda resiminizin gozukmesi icin, gravatar a abone olun!